“İMAM OLMADAN CİHAD OLMAZ” ŞÜPHESİNE CEVAP

Kimileri, “Müslümanların başında halife olmadan nasıl cihad ederiz?” şeklinde bir şüphe yaymaktadırlar. Halbuki bu, günümüzde cihaddan alıkoyan ve içlerinde hezimeti yaşayanlara şeytanın telkin ettiği bir şüphedir.

Allahu Teala şöyle buyurur: “Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her Rasule düşman yaptık. Bu şeytanlar ahirete iman etmeyenlerin kalplerinin o sözlere yönelmesi, ondan hoşnut olması ve kendilerinin işledikleri suçları işlemeleri için böyle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı, sen onları iftiraları ile başbaşa bırak.”(6 En’am/112-113) Bununla beraber başkaları da iyi niyetle onların bu şüphesini yaymaktadırlar.

Yukarıda, “Emir Tayin Etme Yetkisi Ne Zaman Halkın Olur?” bölümünde aktardıklarımız bu şüpheye yeteri kadar cevap vermektedir. Müslümanların başında imamlarının bulunmadığı durumlarda, içlerinden birini kendilerine emir tayin etmeleri vaciptir. Bu Buhari’nin sözüdür. (Kitabu’l-Cihad, Müslümanların İmamı tarafından görevlendirilmediği halde, savaşta emir tayin edilen kişi babı, 6/180)

Ayrıca İbn-i Hacer, Tahavi, İbnu’l-Muneyyer, İbn-i Kudame ve İbn-i Teymiye de bu görüştedirler. Yukarıdaki dördüncü bölümde bunların görüşleri aktarılmıştı. Bu meselenin dayanağı, Mute Savaşı ile ilgili hadistir. Sahabe, tayin edilen emirleri öldürülünce, Rasulullah’tan Sallallahu Aleyhi ve Sellem uzakta olmaları nedeni ile başlarına Halid bin Velid’i Radıyallahu Anhu emir olarak tayin etmişlerdir. Rasulullah da Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların yaptığını kabul etmiştir. Ancak bu hadisin delil olarak gösterilmesi konusunda da bir şüphe yayılmakta ve Mute Savaşı sırasında Müslümanların imamının bulunduğu, ancak Müslümanlardan uzakta olduğu, günümüzde ise imamın bulunmadığı öne sürülmektedir. Bu şüpheye de Allah’ın izni ile cevap vermeye çalışacağız.

Mute Savaşı ile alakalı olan hadisin dışında, Ubade bin Samit Radıyallahu Anhu hadisi de bunun delillerindendir. Rivayet şöyledir: “Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizi çağırdı, biz de kendisine bey’at ettik. Bizden söz aldığı şeyler arasında, sevinçte ve tasada, darlıkta ve bollukta kendisini dinleyip itaat etmemiz, kendisini şahsımıza tercih etmemiz ve işin ehline karşı çıkmamamız vardı. “Ancak açık bir küfür görmeniz ve buna dair elinizde Allah’tan bir delil bulunması hali müstesna” dedi.” (Müttefekun Aleyhi)

Halife veya Müslümanların emirinin küfre girip, Müslümanlar üzerindeki idarecilik hakkının sona ermesi durumunda, bu halife veya emire karşı çıkılması, ona karşı savaşılması ve görevden alınıp yerine adalet sahibi başka birinin tayin edilmesi vaciptir. İbn-i Hacer ve Nevevi’nin naklettiği gibi, böyle bir durumda alimlerin icması ile yeni bir imamın tayin edilmesi vacip olur. (Sahih-u Müslim Şerhi)

Müslümanların bir imamı yoktur diye kafir yöneticilere karşı çıkılmaz denebilir mi? Müslümanların başındaki imam kafir olduktan ve dolayısıylada karşı çıkıp indirilmesi vacip olduktan sonra hangi imamı bekleyeceğiz ki? Yoksa yitirilen imamı bekleyip Müslümanları küfür ve fesat fitnesiyle baş başa mı bırakacağız? Bir Müslüman bunu söyleyebilir mi? Yukarıda aktarılan hadiste, kafir olması halinde imama karşı çıkmanın ve onu görevinden indirmeye çalışmanın vacip olduğu açıkça belirtilmektedir. Bu şüpheyi yayanlara şunu sormak gerekir: İmam’ın bulunmadığı böyle bir durumda Müslümanlar nasıl savaşacaklar? Bu sorunun şer’i cevabı ise, Mute Savaşı’nda sahabenin Radıyallahu Anhum yaptığı gibi Müslümanların kendi içlerinden birini emir tayin etmelerinin gerektiğidir. Bu şüphe, şia akidesinin özünü oluşturmaktadır.

“el-Akidetu’t-Tahaviyye” kitabında şöyle denir: “Hac ve cihad, Müslümanların imamı ile beraber yapılır..” “el-Akidetu’t-Tahaviyye” kitabını şerheden der ki: “Yazar, Rafızilere verilen cevaba işaret eder. Onlar, ‘Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ailesinden imam ortaya çıkıncaya ve gökten biri “Ona tabi olunuz” diye sesleninceye kadar Allah yolunda cihad olmaz’, derler. Bu sözün batıl olduğunu delille izah etmeye bile gerek yoktur” (Şerhu’l-Akideti’t-Tahaviyye, 437, el-Mektebu’l-İslami, 1403)

Humeyni devrimiyle beraber Şiiler bu akidelerine muhalefet ettiler. Bu da hala kitaplarında yazılı olan bu görüşün ne kadar yanlış olduğunu açıkça gösterir. Tuhaf olan, bu şüphenin Ehl-i Sünnete mensup kimi kişiler tarafından da seslendirilmesidir. Oysa Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Kıyamet saatine kadar bu din ayakta olacak ve Müslümanlardan bir kesim onun için savaşacaktır.” (Müslim) Hadiste geçen, “len yebraha”, “La tezalu” lafızları, işin sürdüğünü gösteren fiiller değil midir? Bu lafızlar din için savaşın süreceğini belirtir.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanların imamlarının bulunmadığı bir zamanın olacağını belirtmesine rağmen, din için savaşın devam edeceğini belirtmiştir. Allah yolunda cihad, imamın mevcut olmamasıyla bitmez. Aksine, Mute hadisinde belirtildiği gibi Müslümanlar başlarına birini emir tayin ederler. Hatta imamın bulunmaması, İslam ahkamını uygulayacak ve dini koruyacak birinin tayin edilmesi için cihad etmenin sebeplerindendir. Bu durumda her Müslümanın, Cabir bin Semura hadisinde belirtilen o muzaffer cemaate sarılması gerekir. Bazıları, Müslümanların sadece günümüzde halifesiz kaldıklarını sanabilirler. Oysa bu doğru değildir. Çünkü Müslümanların halifesiz kaldıkları dönemler bundan önce de yaşanmıştır. Bu dönemlerin en meşhuru, hicri 656-659 yılları arasıdır. 656 senesinde Moğollar Abbasi Halifesi Mu’tasım’ı Bağdad’ta öldürmüşler ve 659’da Mısır’da yeniden ilk Abbasi halifesine bey’at edilmiştir. (İbn-i Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 13/231)

O dönemde imamın bulunmamasına rağmen Müslümanlar bugüne kadar tarihin altın sayfası sayılan “Ayn Calut” savaşını hicri 658 yılında Moğollara karşı yapmışlardır. Bu olay, İzzeddin bin Abdusselam ve benzeri büyük alimlerin bulunduğu bir dönemde olmuştu. Bu alimlerden hiçbiri “İmam bulunmadığı halde nasıl savaşırız?” gibi bir şey söylememiştir.
Aksine bu savaşta Müslümanların komutanı Seyfuddin Kutuz, yaşı küçük olduğu için hocasının oğlunu tahttan indirip Mısır’da kendi kendini emir ilan etmiş, kadılar ve alimler buna razı olmuşlar ve emir olarak Kutuz’a bey’at etmişlerdir. İbn-i Kesir Rahimehullah, Kutuz’un bu yaptıklarını Müslümanlara Allah’ın bir lütfu olarak değerlendirmektedir. Çünkü Allahu Teala, onunla Moğolların gücünü kırmıştır. (El-Bidaye ve’n-Nihaye, 13/216)

İbn-i Teymiye de Rahimehullah o dönemde Moğollara karşı savaşan bu grupları “Taifetu’l-Mansura”dan olarak niteler ve şöyle der: “Şam, Mısır ve etrafında bulunan taife, bugün İslam için savaşanlar ve Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem meşhur hadislerinde sözünü ettiği Taifetu’l-Mansura’nın kapsamına girmeye en layık olanlardır.” (İbn-i Teymiye, Mecmuu’l-Fetava, 28/531)

Salih selefin hayatından aktarılan bu örnek, “İmam yoksa cihad olmaz” şüphesine bir cevap niteliğindedir. Ayrıca Mute Savaşı ve Ubade bin Samit hadisleri, imam dinden döndüğü takdirde değiştirilmesi ve yerine yenisinin getirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu tür şüpheler, Allah’ın sünnetinin gereği ortaya çıkmış ve hala da çıkan şeylerdir. Ve bu şüphe, mücahid bir taifenin Allah’ın emri ile ortaya çıkmasına kadar (ki bu taife ise İsa’nın Aleyhisselam inmesi ile çıkacak olan taifedir) tükenmeyecektir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Ümmetimden bir grup Allah’ın emrini yerine getirmeye devam edecektir. Onları yalnız bırakanlar veya kendilerine muhalefet edenler, Allah’ın emri gelinceye kadar onlara bir zarar veremezler ve onlar insanlara karşı muzaffer olacaklardır.” (Müttefekun Aleyhi)

Allahu Teala şöyle buyurur: “Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar.” (Maide/54) Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, mücahidlerin galip geleceklerini, muhalif olan ve cihaddan alıkoymaya çalışanların ise onlara bir zarar veremeyeceklerini müjdelemiş, bu gibi işlerin safları netleştiren imtihanlardan başka bir şey olmadığını belirtmiştir. Bu konu ile ilgili olarak buraya kadar söylediklerimizi şöyle özetleyebiliriz:

1- İçlerinden birini emir olarak tayin etmeden, Müslümanlardan üç veya daha fazla kişinin, bir işe girişmeleri helal olmaz. Çünkü büyük veya küçük, geçici veya kalıcı cemaat için emirin tayin edilmesi vaciptir. Cemaat içinde işlerin düzenlenmesi ve istenen sonucu vermesi için bu çok önemlidir. İşlerde kargaşanın önlenmesi ve kardeşler arasında ihtilafın önüne geçilmesi için de bu zorunludur. Bir hadiste şöyle geçmektedir: “İmam, kalkandır.”

2- Emirin tayin edilmesi, bu işten sorumlu olan birinci kişiye aittir. Bir topluluk herhangi bir işi yapmaya kalkışır ve aralarında önceden belirlenmiş bir emirleri de yoksa veya emire ulaşılamıyorsa, aralarından birini emir olarak tayin etmeleri gerekir. Sahabe Mute Savaşı’nda bunu yapmış ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların bu yaptıklarını onaylamıştır.

3- Müslümanların oluşturmaları gereken bu cemaat ve tayin etmeleri gereken emir hakkında, emirin ve emire itaat etmesi gereken üyelerin görevleri ile alakalı olarak ileride belirteceğimiz “Yönetim” ile ilgili şer’i hükümler geçerlidir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz.” (Muttefakun aleyhi)

İbn-i Teymiye Rahimehullah şöyle der: “Ulü’l-emr, işlerin idaresini elinde bulunduran yöneticilerdir. Halkı bunlar yönetirler. Güç ve iktidar sahipleri ile söz ve ilim sahipleri bu işte ortaktırlar. Bu nedenle Ulü’l-emrler; alimler ve yöneticiler olmak üzere iki sınıftan oluşur. Bunlar düzelirse, insanlar da düzelir. Bunlar bozulursa, insanlar da bozulurlar. Ebu Bekir Radıyallahu Anhu, “Ne zamana kadar bu şekilde kalacağız?” diye soran el-Ahmusiyye’ye şöyle cevap vermiştir: “Yöneticileriniz sizin hakkınızda doğru olmaya devam ettikleri sürece.” Mal sahipleri ile ilim ve din ehli de bu yöneticiler kapsamındadır. Kimin, kendisine tabi olanları varsa, o kişi ulü’l-emr kesimindendir. Bunlardan her birinin Allah’ın Subhanehu ve Teala emrettiklerini emretmesi ve yasakladıklarını da yasaklaması gerekir. İtaat etmesi gereken herkesin, Allah’a itaat ettikleri sürece bu yöneticilere itaat etmesi gerekir. Allah’a isyan olan işlerde bu yöneticelere itaat edilmemelidir.”(İbn-i Teymiye, Mecmuu’l-Fetava, 28/170)

Şeyh Abdulkadir B.Abdulaziz